Bazen zamana bırakırız olmasını istediğimiz şeyleri, zaman her şeyin ilacı diyerek erteler, öteleriz. Hâlbuki zaman sadece unutmayı öğretir, yok saymayı, yokluğa alışmayı… Sevilen ne varsa zamana emanet edilmez, görmezden gelinmez ve vazgeçilmez. Bu yönüyle ele aldığımızda sevebildiğimiz, değerini bildiğimiz ne kadar az şey olduğunu gördüğümüzde insan olarak tabi ki şaşırıyoruz. Değer verdiğimizi düşündüğümüz pek çok şeyi ne kadar ertelemişiz, ne kadarından vazgeçmişiz meğer önce sevdiklerimizden sonra da kendi doğru bildiklerimiz ve kendimizden… Bunu fark ettiğimiz an daha duru bir kalple yaşamaya başlıyoruz fakat çoğu zaman iş işten geçmiş oluyor… Önce yasını tutuyoruz geride bıraktığımız her şeyin ve herkesin, sonra acısını çekiyoruz ve bir yerden sonra tekrar ellerinden tutuyoruz özlediklerimizin araya hiç zaman ve mesafe, hiç kimse girmemiş gibi… İstiyoruz ki kaldığı yerden devam etsin bazı şeyler ertelenmesin, kırıldığı yerden yeşersin bütün güzellikler ama bu beklentiy...
Kalbi, aklı ve dili arasında yazdıklarında yaşar insan… Hayatına tüm çizdiği yollar ayrıma varmadan, zaman denen gardiyanın avuçlarında tuttuğu kum tanelerine eştir. Mistiktir tadı biraz sevdanın, adı olmasa da tadı vardır… Kimi zaman bir çiçek rengine, bir kuşun kanadına, bir deniz damlası ya da gökyüzünün ışıltısına bulaşıcıdır. İlacı yine insanın kendini olduğu gibi kabullenmesi, özünde araması kaybettiklerini ve korkularının üstesinden gelmesidir. Uzakta arar insanoğlu hep ufka bakar, hâlbuki mutluluk bugün de var, ne biriktiyse anlarda güzellikten yana hatıralarda onunla dolar kumbaralar… Veryansın, şikâyet etmemek lazım anlayabilmek, anlatabilmek ve değer vermek ama çokça sevmek… Bir şiirdir yaşamak, mısralarını beğenmeyip yenilemeye kalktıkça yeni baştan başladığımız ama yaşattıklarına da asla doymadığımız… Antik acılarına dokunur insan yüreği, köklerinden gelen, her bir hücresinde çoğalan hatıralarını özler. Ruhu uçsuz bucaksız bozkırlarda koştururken atlarını, gördüğ...